Çevre Dairesi ile Jeoloji ve Maden Dairesi'nin
işbirliğinde yapılan çalışmalar sonucu, ülkemizde
faaliyet gösteren taş ocaklarının çalışma
sistemlerine yeni uygulamalar getiriliyor
Taş
ocakları basamak sistemini kullanacak
DAĞDA
BASAMAKLAR OLUŞTURULACAK.....Uygulamaya konan
yeni basamak sistemiyle, kırma yapılan veya
patlatılan dağın ön görünüşü (ayana), basamak
şeklini diğer bir ifadeyle merdiven şeklini
alacak. Yeni sistemde, ocakların faaliyetleri
sırasında oluşturacakları basamağın yüksekliğinin
10 metre, terk edilirken oluşacak yüksekliğin
de 5 metre olması ve üzerinde yürünecek basamağın
2 metreye gelmiş olması hedefleniyor
ÇEVREYE
VERİLEN ZARAR AZALACAK.... Basamak sistemiyle
çevreye verilen zararın en aza indirilmesi
hedefleniyor. Bu şekilde çalışacak olan ocaklar,
ekonomik ömrünü yitirip alanı terk ettiği
zaman, bölgeyi ağaçlandırmaya uygun hale
getirebilecek. Ocaklarda ayrıca, elde edilen
taşların kırılması ve elenmesi sırasınsda
oluşan tozların havaya ve etraftaki bitki
örtüsüne verdiği zararı ortadan kaldırmak
için de, su püskürtme sistemi uygulamasına
gidilecek
Fazile KÖLE
Ülkemizde faaliyet gösteren taş
ocaklarının çalışma sistemlerine yeni düzenlemeler
getiriliyor. Çevre Dairesi ve Jeoloji Maden
Dairesi işbirliğinde yapılan çalışmalar sonucu,
taş ocaklarının kullandığı galeri sistemi
kaldırılarak, yerine basamak (teraslama)
sistemi getiriliyor.
Faaliyetleri sırasında,
en büyük görsel kirliliği yaratan ve etrafındaki
bitki örtüsüne zarar veren taş ocakları,
artık basamak sistemiyle çalışmalarına devem
edebilecek.
Yeni sistemle, kırma yapılan veya
patlatılan dağın ön görünüşü (ayana), basamak
diğer bir ifadeyle merdiven şeklini alıyor.
Uygulamaya
konan basamak sistemiyle, patlatma sırasında
yer katmanlarına verilen sarsıntının en aza
indirilmesi ve alanın terk edilmesi sırasında
oluşturulacak basamakların, ağaçlandırılarak
görsel kirliliğin en aza indirilmesi hedefleniyor.
Bununla
birlikte, elde edilen taşların kırılması
ve elenmesi sırasında oluşan toz ve patriküllerinin,
havaya ve etraftaki bitki örtüsüne verdiği
zararı ortadan kaldırmak için de çalışmalar
yapılıyor. Söz konusu sorunu çözüme kavuşturmak
için de, ocaklarda su püskürtme sistemi uygulamasına
gidiliyor.
Konuyla ilgili bilgi aldığımız
Jeoloji ve Madden Dairesi Müdürü Mustafa
Alkaravlı, taş ocaklarının madde elde edebilmesi
için yaptığı patlatmalarda, yer katmanlarında
sarsıntının oluşmasının ve havaya şok dalgasının
yayılmasının kaçınılmaz olduğunu belirtti.
Alkaravlı, uygulamaya geçirdikleri yeni basamak
sistemiyle yer katmanlarına verilen sarsıntıyı
en aza indirmeyi amaçladıklarını vurguladı.
Çevre
Dairesi Planlama ve Araştırma Şube sorumlusu
Tuncay Aydaş da, taş ocaklarının çalışmaları
sırasında çok büyük görsel kirlilik oluşturduklarını
söyledi. Aydaş, ortaya çıkan tahribatı uygulanan
sistem içinde önlemenin mümkün olmadığını,
ancak uygulamaya konan yeni basamak (teraslama)
sistemiyle kısmen azaltılmış olacağını belirtti.
Taş
ocakları basamak sistemine geçti
Jeoloji ve
Madden Dairesi Müdürü Mustafa Alkaravlı,
ülkemizde kırma kum çakıl (akrega), denizel
kum çakıl, alçı mermeri, alçı taşı, mozaik
taşı, çil yapı taşı ,tırak ve amber bentonit
şeklinde 69 tane ruhsatlı ocağın bulunduğunu,
ancak bunların 56 tanesinin faal olarak görev
yaptığını söyledi.
Özellikle, en çok tepki
alan veya göz önünde bulunan dağdan kırma
kum çakıl (akrega) üretimi gerçekleştiren
ocakların olduğunu belirten Alkaravlı, agrega
üretimi yapan 19 ruhsatlı ocağın olduğunu
ve 15 tanesinin şu anda faaliyette bulunduğunu
söyledi.
Alkaravlı, taş ocaklarının çevreye
verdiği zararın ve çalışma şekillerindeki
eksikliklerin tespit edilmesi sonucunda,
Çevre Dairesi, Jeoloji ve Maden Dairesi ile
ilgili bakanlıkların 1Nisan 2004 tarihinde
taş ocaklarının galeri sisteminden basamak
sistemine geçişleri yönünde kararlar aldıklarını
belirtti.
Alkaravlı, sektörde çalışan kişilerin
yeni uygulamaya geçişlerini sağlamak için
de, yasalar doğrultusunda işlemler başlattıklarını
söyledi.
Güngör köy Değirmenlik arasındaki
ocakların tümünün basamak (teraslama) sistemine
geçtiğini söyleyen Alkaravlı, faaliyette
bulunan diğer ocakların da sisteme geçiş
için çalışmalar yaptıklarını belirtti.
Alkaravlı,taş
ocaklarının çalışmaları sırasında ortaya
çıkan çevre kirliliğinin basamak sistemiyle
kısmen azalacağını vurguladı.
Çevresel kirlilik
ve zarar kısmen azalacak
Alkaravlı, yeni sistemde
kırma yapılan veya patlatılan dağın ön görünüşünün
(ayna) basamak şeklinde yapılacağını söyledi.
Ocakların
faaliyetleri sırasında oluşturacakları basamak
yüksekliğinin 10 metre olacağını söyleyen
Alkaravlı,terk edilirken oluşacak yüksekliğin
5 metre, üzerinde yürünecek basamağın da
2 metreye geleceğini belirtti.
Alkaravlı şöyle
devam etti: "Bu şekilde
çalışacak olan ocaklar, ekonomik ömrünü yitirip
alanı terk ettiği zaman, bölgeyi ağaçlandırmaya
uygun hale getirebilecek. Bu da çevreye verilen
görsel kirliliğin daha aza indirilmesini
sağlayacak. Basmak sistemiyle uygulamaya
konan delik yöntemiyle patlatmadır ve bu
tamamen kontrollüdür. Basamak sistemi yer
katmanlarına geçmiş dönemde kullanılan galeri
sisteminden daha az sarsıntı veriyor. Dünyada,
söz konusu olayı en aza indiren çok özel
patlayıcılar imal ediliyor. Bunlar, kendi
içinde gecikme veren ve milim saniye aralıklarla
patlayan gecikmeli kapsüllerdir. Delik yöntemiyle
birlikte eğer gecikmeli kapsül kullanılırsa
yer katmanlarına verilen sarsıntı minimum
seviyeye inmiş olacak. Delik yöntemi dağın
ön görünüşünün basamak şeklinde yapılmasına
yardımcı olacak. Basamaklar, hazırlanıp ağaçlandırılır
ise görsel kirlilik tamamen kaldırılamasa
da kısmen azalacak."
Çevreye daha az
zarar verebilecek nitelikte olan delik yöntemiyle
ilgili bilgi veren Alkaravlı, söz konusu
yöntemin ocağın ayna boyu ne kadar ise, onun
yaklaşık bir metre derinine delik açıldığını
ve içerisine patlayıcı konarak yapıldığını
söyledi.
Alkaravlı ayrıca, kırma ve eleme
işleminin yapıldığı sırada havaya ve çevreye
yayılan toz ve patriküllerinin oluşmasını
engellemek için de, taş ocaklarında su püskürtme
sisteminin uygulanmaya başlandığını belirtti.
Su
püskürtme sistemi de kullanımda
Söz konusu
çevresel etkilerin yanında, elde edilen taşların
kırılması ve elenmesi sırasında havaya toz
partiküllerinin çıktığını ve bunun hem çalışanlar
için hem de çevrede bulunan bitkiler açısından
zararlı olduğunu söyleyen Alkaravlı, bu yönde
de çalışmalar başlattıklarını belirtti.
Havaya
ve çevreye yayılan tozların basınçlı su zerrecikleriyle
bağlanarak indirildiğini söyleyen Alkaravlı,
sistemin havya toz çıkmasını önlediğini belirtti.
Alkaravlı,
ocakta taşların kırılması ve elenmesi sistemi
kullanılıyorsa ve basınçlı su sistemi de
kurulmuş ise ocaktan çıkan tozun yüzde 90
oranında azaldığını vurguladı.
Ülkemizde faal
olarak çalışan ocaklardan 8 tanesinin basınçlı
su püskürtme sistemini kurduğunu belirten
Alkaravlı, diğer ocakların da maddi olanaklar
çerçevesinde söz konusu sistemi getirtme
çalışmasında olduğunu söyledi.
Alkaravlı,
taş ocaklarının yenilenmesi konusunda çok
ciddi tedbirler ve çalışmalar yaptıklarını
ve bu yönde bakanlar kurulunun da destek
verdiğini vurguladı.
Bakanlar Kurulu sektöre
katkı koyuyor
Bakanlar kurulunun da taş ocakçılığı
sektörüne destek verdiğini belirten Alkaravlı,
kurulun, ağustos ve haziran aylarında iki
karar çıkardığını ve bu kararlar doğrultusunda
taş ocakçılığı için yurt dışından getirilecek
araç ve gereçlere KDV muafiyeti getirildiğini
söyledi.
Alkaravlı şöyle devam etti: "Alınan
kararlar doğrultusunda, haziran 2004 tarihinden
itibaren getirilen taş ocağı amaçlarında
kullanılan araçların toplam bedeli yaklaşık
6 buçuk trilyona ulaştı. Bu da sektörün ve
sektördeki yatırımın boyutlarını göstermek
için ilginç bir örnektir. Altı buçuk trilyon,
bizim ülkemiz şartlarına göre iyi bir makine
araç gereç yaptırımıdır.
Bunu da bakanlar
kurulu sağladığı için, sektörün içinde bulunan
insanlar da, bundan yararlanarak az önce
bahsettiğimiz yöntemlere geçiş için bir hazırlık
yapmışlardır ve yapıyorlar da. Araçların
içinde delik açıcı makineler, kaya kamyonları
ve en önemlisi su püskürtme sistemleri var.
Yapılan tüm çalışmalar tabii ki sektörde
canlılık getirdi ve 2003 yılında 5 bin ton
olan günlük üretim 2004'de 12 bin ton seviyesine
çıkmıştır.
Taş ocakçılığına, 6 buçuk trilyona
yakın yatırım gerçekleştiriliyor, o yatırımlar
tamamlandığında gerekirse çalışma saatlerinde
de artış yapıp 2005'te üretimin, günde 25
bin ton olmasını hedefliyoruz ki sektörün
tüm gereksinimlerine tamamen cevap verebilsin."
Ocakçılık
sektöründe eksik yönler de var
Taş ocakçılığı
sektöründe bazı yönlerde planlı çalışmalar
yapılmadığı için hataların da olduğunu söyleyen
Alkaravlı, taş ocaklarının köylere ve şehirlere
yakın olmasının doğru olmadığını belirtti.
Kozanköy,
Akçiçek, Boğazköy, Güngörköy, Değirmenlik
ve Alevkayası'nın bu yönde örnek olduğunu
söyleyen Alkaravlı, en doğru kararın taş
ocaklarının belli bir alanda toplanması olduğunu
belirtti.
Ocakların yerleşim yerlerine yakın
olmasının, bölgelere patlatmalardan dolayı
titreşim yayıldığını ifade eden Alkaravlı,
yapılan kontrolsüz bir patlatmanın ise evlerin
duvarlarında çatlaklıklar, sıva düşmeleri
ve hava şokuyla pencerelerde titreşimi meydana
getirdiğini söyledi.
Alkaralı şöyle devam
etti: " Patlayıcı
kontrollü bir şekilde yapılır ise bu tip
evlere ve yerleşim birimlerine herhangi bir
zarara, probleme yol açmaz. Amacımız da bu
halde bir patlatma türünü geliştirmektir.
Bizim
taş ocaklarında yapamadığımız diğer bir nokta
da, standardı ve kaliteyi bugüne kadar belirleyemedik.
Bu önemlidir, inşaatta malzeme kullanılırken
bunun kalitesini bilmeniz gerekir. Çünkü,
inşaatın ömrü veya dayanıklılığı düşer. Bunu
çözmek için de DAÜ ile işbirliğine girdik.
Alınacak örneklerle 12-13 çeşit gözlemler
yapılabilecek. Devlet, 2005'te bize maddi
katkı sağlarsa bu yönde de çalışma yapmayı
planlıyoruz."
Taş ocakçılığı artık kontrol
altında
Çevre Dairesi Planlama ve Araştırma
Şubesi sorumlusu Tuncay Oydaş da, Jeoloji
ve Maden Dairesi ile taş ocaklarının iyileştirilmesi
için uzun yıllar çalışmalar yaptıklarını
söyledi.
Geçmiş yıllarda, çevre dairesi olarak
taş ocakları için sadece izin mercilerine
görüş bazında bilgi verdiklerini belirten
Oydaş, 1997 yılında "Çevre Etki Değerlendirmesi
(ÇED)" tüzüğünün yürürlüğe girmesiyle
bazı faaliyetlerin belirlendiğini ve taş
ocaklarının söz konusu tüzük çerçevesinde
komisyon tarafından değerlendirilmeye alındığını
söyledi.
Oydaş, taş ocaklarının hazırladığı
raporların incelenmesi sonucunda, komisyonun
kararı olumlu veya olumsuz olsa da izin mercilerinin
uymak zorunda olduğunu belirtti.
Tuncay Oydaş
konuşmasına şöyle devam etti: " Taş
ocaklarından her yıl verdikleri işletme projeleri
ile birlikte çevre etki değerlendirmesi tüzüğüne
bağlı raporlar hazırlamalarını istiyoruz.
İzinleri halen devam eden ocaklardan geriye
dönük, iznini yenilemek isteyenlerden de
yeni olacak şekilde raporların hazırlanmasını
talep edip bunların değerlendirmesini yapıyoruz.
Buda,
bize çalışma şekillerinden bir çok noktaya
kadar bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. Hazırlanan
raporların değerlendirilmesi sonucunda komisyon
izinlerinin devam edip etmeyeceği yönünde
kararlar alıyor."
Raporlar kontrol açısından
önemli
Oydaş, hazırlanan tüm raporların taş
ocakçılığı sektörünün kontrol altında tutulması
acısından faydalı olduğunu belirtti.
Oydaş, Ağustos
2004 tarihinde bütün yatırımcılardan işletme
ve ÇED raporlarının içerisine yeni sisteme
geçişlerini sağlayacak maddeleri koyduklarını
ve yapılacağına dair garanti imzası aldıklarını
söyledi.
Söz konusu raporlara eklenen maddelere
uymayan taş ocaklarının kapatılacağını söyleyen
Oydaş, yeni sisteme geçişin olabilmesi için
zaman gerektiğini ancak yatırımcılardan 3
ay öncesine kadar koşulların yerine getirilmesi
veya bu yönde çalışmaların başlatılması için
süre tanıdıklarını belirtti.
Her yıl hazırlanan
işletme projelerinin ocağın çalışma durumunu
öğrenme açısından önemli olduğunu söyleyen
Oydaş, projenin içeriği yönünde de şu bilgileri
verdi: " İşletme
projesi taş ocağının mevcut durumu ve ocağın
konumunu öğrenme açısından önemli. Proje,
ocağın rezerve durumu, işletme ömrü, tesis
kapasitesi, işletme şekli ve yöntemi, kullanılan
patlayıcı miktarı ve patlayıcı patenti, terk
edilirken alınacak şekil ve çalışırken uygulanacak
emniyet tedbirleri yönünden geniş bilgi sağlıyor.
Biz,
söz konusu projeyle birlikte ÇED raporlarına
basamak sistemini hayata geçirecek maddeleri
de koyduk. Yaptığımız denetimlerde de taş
ocaklarının bir çoğunun sisteme geçiş yaptığını,
bazılarının da geçiş yönünden çalışmalarını
sürdürdüğünü gördük."
Basamak sistemi
daha avantajlı
Oydaş, basamak sistemi ile
kullanılacak patlatma modeli olan delik sisteminin,
geçmiş dönemde kullanılan galeri sisteminden
daha avantajlı olduğunu söyledi. Yeni sistemin,
görsel açıdan daha düzgün yüzeyler, emniyetli
işletmeler, rantabıl çalıştırma, daha yüksek
verim eldesi, patlayıcının paylaşımı, daha
az titreşim, kontrollü patlatma ve terk edilirken
ağaçlandırma olanağı yönünde faydaları olduğunu
söyleyen Oydaş, yatırımcıların söz konusu
sisteme geçişi için çalışmaya devam edeceklerini
belirtti.
Oydaş, ÇED raporları ve işletme
projelerine basamak sisteminin hayata geçirilmesi
için konan maddelerin de şunlar olduğunu
söyledi:
"Kırma eleme tesislerinden çıkacak
tozun çevreye vereceği olumsuz etkileri önleyecek
kapalı sistem veya su püskürtme sistemi kurulması,
galeri patlatma yerine işletme planında belirtilen
hususlara uyularak basamak sistemine geçilmesi,
her yıl hazırlatılacak işletme planlarının
Jeoloji ve Maden Dairesi'ne sunularak onaylatılması,
hafriyat toprağı ve atık malzemenin görsel
ve çevre kirliliği yaratmayacak bir yerde
toplanması, ocak terk edilirken çevre Koruma
Dairesi'ne onaylanacağı rehabilitasyon projesinin
uygulanarak ocak yerinin çevreye uyumlu hale
getirilmesi, ocak içinde tüm tali ve servis
yollarında toz kalkmaması için tedbir alınması."
Yeni
izin verimi yok
Oydaş, yeni taş ocağı açmak
için yapılan müracaatlara izin verilmediğini
söyledi. Oydaş, daha önce izinlerin verildiğini,
fakat şuanda beşparmak dağ sırasında, ocak
kurmak için izinlerin verilmediğini söyledi.
Oydaş
izinler konusunda şunları söyledi:"Dairemizin
tespit ettiği gözden uzak bazı bölgeler bulunuyor,
yeni yapılan müracaatları oralara yerleştirme
imkanımız var. Ancak, biz daha fazla görsel
kirlilik veren ocaklara o yerleri açmayı
düşünüyoruz. Çünkü, 8 seneden 25 seneye kadar
ömrünü yitirecek ocaklar var. Bu ocakların
nereye taşınacağı sorun olacak. Taş ocakçılığı,
çok pahalı bir sektördür ve şu anda faaliyette
olan ocaklara verilecek gerekli malzemeler
temin ediliyor. Geçen sene 5 bin ton olan
günlük üretim, şimdi 11-12 bin ton günü yapılıyor
ve 15 bin tona kadar da ihtiyaç olduğu ve
bunun bile yeterli olmadığı söyleniyor. Çünkü,
çok hızlı bir yapılaşma var ve talepler artı.
Yapılaşma ne kadar devam eder bilemeyiz ancak,
şu anda faaliyette bulunan taş ocakları yeterlidir.
Daha fazla verilmesi gerekmez eğer eksiklik
varsa tam kapasite çalışamadıklarından kaynaklanıyor,
ocak sayısından değildir."
|